Yazamamak üzerine: Dağınık düşünceler

Mağusa’da güneş yüzünü göstermedi bugün. Hava birazcık yağmurlu. Öte yandan, Salamis yolundaki kazma biçme ve inşaat çalışmaları devam ederken, yaz koşar ayak yaklaşmaya devam ederken bu kelimeleri size kalabalık bir ortamdan yazıyorum.

Bu yazının başlığından’da anlayacağınız üzere, yazamayışım ve çağımızın odaklanma sıkıntısına değineceğim. Yazamıyorum diyorum, çünkü kafamda bir sürü konu var, hepsi birbiri içine geçmiş vaziyette duran. Birine karar veriyorum, sonra farklı öncelikler gelişiyor, uzun süre taslak olarak bekliyor o konu. E bekleye bekleye kök salıyor tabii, adeta beklemekten sıkılmışcasına ilhamını da alıp terk ediyor buraları.

Malum bir sabahtır. Alarm çalar, önce bildirimler kontrol edilir sonra yataktan kalkılır. Bir Facebook’tan gelir bir İnstagram’dan, ardı arkası kesilmez bildirimlerin. Biraz bakmasan bir şeyler kaçırıyormuşsun gibi olur. Tam bir işe odaklanmak istersin hop telefon çalar, mesaj gelir. Kapatmak istesende kapatamazsın bu sosyal medya kanallarını. Telefonu sessize alsanda, kapatsanda aklın oradadır. Hepsin geçtim, sonsuz bir bilgi akışıdır bu sosyal medya. Sürekli yeni bir fikir veya yeni bir durum hakkında bir bilgi girer beynine. Gerekli ve gereksiz bilgi birbirine karışıyor haliyle. Öyle olunca, odaklanmak gittikçe zor hale giriyor.

Geçenlerde çıkan Cambridge Analytica skandalı ile dahada bir ilginçleşti işler. Gerçekle harmanlanmış binbir komplo teorisi kapladı etrafı. Bu sosyal medya platformlarından ayrılmak çokça zor günümüzde.

Hepsinden öte bildiğim bir gerçek ve tavsiye edebileceğim şey; buraların dikkatle kullanılmasıdır. Facebook’ta her okuduğunuza inanmayın mesela, kaynaklarını kontrol edin, haberin tarihini kontrol edin. Beyninizdeki süzgeçden geçirin. Ve binde birde olsa, telefonu kapatıp uzaklara gidin, kaçamaklar yapın. Geceleri bile olsa sosyal medyayı kontrol etmemeye çalışın. Ya da en azından, birileriyle otururken sohbete katılın, telefon kurcalamak yerine.

Bu çağda, kadın-erkek ilişkileri’de fazlasıyla sosyal medya kanallarından dönüyor. Facebook, Instagram, Tinder ve türevlerinde tanışılıyor, en önemli şeyler mesajda söyleniyor. Yüzyüze iletişim becerilerinin eridiği bir zamandayız adeta. Bundan önce msn messenger, öncesinde sms’ler hayatımızdaydı. Ama biraz öncesini, mesela 2000’lerin başını ve 1990’ları merak etmişimdir hep ; nasıl oluyordu bu işler diye. Erkek, hatun kişiye nasıl açıyordu derdini. Nasıl ilerliyordu bu işler. Bu kadarda çivisi çıkmış değildi muhtemelen, ve iletişim becerileri daha’da gelişmişti.

Gelelim odaklanamadıklarıma. Birçok büyük şehir için yazılanlar vardır, işte şurayı ziyaret etmek için 15 sebep, orda yapılması gereken 20 şey diye. Ben’de dedim ki neden Mağusa içinde olmasın. Yani, Mağusa’yı ziyaret etmek için 10 sebep diye bir yazı taslağım var. Richard ile yaptığımız son haftasonu gezisinden geriye kalanlar var. Ayrıca, bazı röportaj fikirlerim var. Baharın hissettirdiklerinden kaynaklı gözlem yazıları var. Ve birde, bugün gözüm ilişen, geçen seneden kalan başka dört taslak.

Elif Şafak’a göre yazmanın kurallarından onuncusu şöyle der;

‘…Tıkanma diye bir şey yoktur. Yine de eğer esininiz tükendiyse İstanbul’a gidin, şehrin kaosu içinde birkaç gün geçirin: gözleyin, dinleyin, martıları besleyin ve aynı anda küçüldüğünüzü ve büyüdüğünüzü hissedin…’

İstanbul elbette önemli bir ilaçtır. Ama gözüken o ki, benim sorunum bir başkası. Yine Elif Şafak diyor ki;

‘…Yalnızlığa övgüdür yazmak. Dışa dönüklüğe karşı içe dönüklüğü, eğlenceye ve sosyalleşmeye karşı yalnız geçirilecek saatleri/günleri/haftaları/yılları seçmektir. Yazarlar iyi bir dedikodu ya da çılgın bir partinin tadını çıkarabilirler ara sıra ama yazma eylemi ve yaşamlarımızın merkezi saf yalnızlıktır…’

Yazma süreçlerinde, biraz daha yanlız kalmak, biraz daha fazla odaklanmayı denemek lazım galiba. Elbette, spor, okuma ve gezme gibi zihni temiz tutan aktiviteleride çoğaltmak lazım.

Elif Şafak’ın bir diğer görüşü ise, motivasyon veren cinsten.

‘…Yazmak ancak yazarak öğrenilebilir. Kulağa pek cazip gelen yetenek, sürecin yüzde 12’sinden fazlası değildir. Çalışmak işin yüzde 80’idir. Kalan yüzde 8, “şans” ve “zamanın ruhu”dur—kısaca, elimizde olmayan şeyler…’

Denemek, okumak, ve yazmak, yansıtmakdır amacımız. Zaten insanoğluda bir hoş seda bırakmaya çalışır bu gezegene hayatı boyunca.

Daha fazla dağılmadan ben kaçayım. Görüşmek üzere..

Şimdilik sevgiyle kalın.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s